Saturday, 29 August 2009
Akortsuz Gitar Dersi-Zakk Wylde
Evet bu bir eğitim videosu. Ama alışık olduklarımızdan biraz farklı. Zakk Wylde'ın pentatonic ağırlıklı rifflerini gösterdiği bu videonun montaj aşamasında çıkartılmış kısmında Wylde, akortsuz bir gitarla çalmaya çalışıyor. Tabii gitarın aslında çoktan akortunun yapıldığını ve herşeyin yolunda olduğunu düşünüyor. Oldukça komik.
Labels:
akort,
ders,
gibson les paul,
komik,
solo,
zakk wylde
İnceleme: BBE Sonic Stomp ve BBE Boosta Grande Pedalları
Tonlarınıza Renk Katın
Gitaristler, özellikle de elektro gitar çalan müzisyenler, müzik endüstrisinin belki de en şanslı üyeleri. Hem taşınabilir, ergonomik bir enstrüman çalıyorlar, hem de tasarım olarak gün be gün göze hoş gelen ekipmanlarla sürekli güncellenen bir piyasaya sahipler. BBE firmasının ürettiği hem göze hem kulağa hoş gelen bu iki pedal da gitar dünyasının dikkat çeken modelleri arasında, gitar tonuna renk katmak isteyen müzisyenleri bekliyor.
BBE firması, gitar tonlarına meraklı, farklı ve güncel olarak sürekli kendini yenileyen gitaristlerin yakınen tanıdığı bir firma. 1985 yılında Kaliforniya'da kurulmuş olan şirket, günümüzde sadece gitar ekipmanları değil, aynı zamanda profesyonel ses sistemleri konusunda da söz sahibi bir firma. Aynı zamanda G&L gitarlarının da üreticiliğini yapan BBE, Barcus Berry tarafından kurulmuş bir firma ve ilk olarak yaylı çalgılar için ürettiği manyetikler ile müzik endüstrisinde tanınmaya başlandı. Özellikle büyük orkestralarda kullanılan Barcus Berry imzalı piezo manyetikler, caz müziğinin 1970'li yıllarda farklı ufuklara uzanmasına da yardımcı oldu. Zira nefesli partisyonları ile yaylı çalgılar artık bir arada kullanılabiliyordu. Barcus Berry'nin manyetiklerinden önce ise bu durum yaygın olarak tercih edilmiyordu. Günümüzde ise firmanın imzasını taşıyan en meşhur cihazlardan biri Sonic Maximizer. Müzik endüstrisinde mastering stüdyolarından canlı DJ performanslarına, kayıt dünyasından radyo TV yayıncılığına kadar uzanan geniş bir yelpazede kullanılabilen Maximizer, biz gitaristler için pedal formunda da emrimize amade.

Sonic Maximizer Sonic Stomp
Güzel, parlak kırmızı rengi ve oldukça basit tasarımıyla dikkat çeken Sonic Maximizer, stüdyolarda rack olarak görmeye alışık olduğumuz 482i Sonic Maximizer modeli baz alınarak üretilmiş bir pedal. Üzerinde sadece Lo Contour ve Process düğmeleri bulunan bu pedal, alışık olduğumuz gitar pedallarından farklı özelliklere sahip. Öncelikle belirtmemiz gereken, Sonic'in ne bir EQ, ne bir kompresör ne de boost pedalı olmadığı. Sonic Stomp, bütünüyle kendine has bir işlevi olan ve gitar tonuna tek bir pedalın verebileceği belki de en büyük katkıyı sağlayan bir cihaz. Peki Sonic'in işlevi nedir? Sonic Maximizer modelleri aslında faz farklılıklarından ve hoparlörlerin tiz-bas ilişkisinden kaynaklanan kayıpları minimuma indirerek kulaklarımıza dilediğimiz frekansları çok daha belirgin ve güçlü bir şekilde iletme prensibiyle çalışıyorlar. Cihazın çalışma mantığında iki kademe var. İlk etapta pedalın işlemcisi, alt frekansların gecikme zamanını (delay time) biraz daha uzun tutarak fazdan kaynaklı bozulmaların da önüne geçiyor. İkinci işlem ise alt ve üst frekansların belirgin kılınmasını sağlıyor. Böylece olması gereken temizlikte sesler, olması gereken güç ile kulaklarımıza iletiliyor. Cihaz ile ilk tanışmamız, 1972 model Fender Mustang gitarımızı, 12 inçlik hoparlöre sahip eski bir Peavey Classic 30 lambalı amplifikatör eşliğinde oldu. Oldukça güçsüz ama karakterli bir tona sahip Mustang, pedala bastığımız anda karakterini çok daha belirgin bir şekilde yansıtmaya başladı. Her iki düğme de orta poziyondayken belirgin ve detaylı bir gitar tonu elde ettik. Lo Contour düğmesini sağ tarafa doğru çevirdikçe daha etli ve sıcak bir tona kavuşurken, single manyetikleri humbucker gibi güçlü duymaya başladık. Sonic'in üzerindeki Process düğmesi ise üst frekansları şaşırtıcı bir şekilde güçlendirdi ve Classic 30 amplifikatörün önünden sanki görünmeyen bir perdeyi kaldırmışız gibi farklılık yarattı. Humbucker'lı gitarlar ile olan etkisini görmek içinse 1994 model bir Gibson Les Paul Studio Lite model ile çalışmaya başladık. Abanoz saplı ve EMG manyetikli, son derece güçlü olan bu gitar, alışık olmayan müzisyenlerin çok rahat edebildiği bir enstrüman olmamasına rağmen Sonic'in dinamik özelliği sayesinde sadece gitarın volume düğmeleri ile bile birbirinden farklı tonlar yaratmayı başardık. Sonic Maximizer, eğer sadece bir pedal alacaksanız ve alacağınız cihazdan maksimum verimi bekliyorsanız belki de ilk bakmanız gereken pedallar arasında bulunuyor. Kendisi için bir çok müzisyen gizli silah yakıştırmasını uygun buluyor. Ülkemize Senkop tarafından getirilen cihaz, 179 TL'lik bir satış fiyatına sahip.
BBE Sonic Maximizer Pedalı Teknik Özellikler:
Frekans Cevabı: Değişken Lo Contour: +12dB @ 50Hz Process: +12dB @ 10kHz Sinyal gürültü Oranı: BBE Maks 94dB – BBE Min 104dB
Maksimum Sinyal Seviyesi: +7dBu
Boosta Grande
Testimizde yer alan ikinci BBE ürünüyse sadece bir düğmeye sahip ama tasarımsal olarak son derece alımlı duran, temiz karakterli bir boost pedalı: Boosta Granda. Hakkında anlatılacak çok fazla detay bulunmayan bu pedalın en büyük özelliği, sesi bozmadan, basıldığı anda seçtiğiniz kadar yükseltmesi. Bu açıdan bakıldığında geçtiğimiz aylarda test ettiğimiz BB RC Booster modelinin direkt rakibi olarak da dikkat çekiyor. Grande, maksimum gain'deyken +20 dB'lik bir fark yaratabiliyor, üstelik bunu herhangi bir dip gürültüsüne yol açmadan ve var olan ses karakterini bozmadan yapabiliyor. Boosta Grane hakkında eleştirebileceğimiz bir nokta, cihazın sadece boost yapan bir pedala göre boyutunun büyükçe olmasıydı. Bu tasarımın yaklaşık yarısı büyüklüğünde boost pedallarını ülkemizde de bulmak mümkün. Testimiz sırasında aynı ekipmanları kullandık. Özellikle temiz ve crunch karakterli arpej veya ritm partisyonlarından sololara geçişlerde karşılaştığımız dinamizm ve çalım rahatlığı, Grande'nin boost pedalları arasında güçlü bir aday olmasını sağlıyor. Ülkemizde Senkop Müzik tarafından satılan Boosta Grande, 123 Dolar'lık bir fiyat etiketine sahip.
Gitaristler, özellikle de elektro gitar çalan müzisyenler, müzik endüstrisinin belki de en şanslı üyeleri. Hem taşınabilir, ergonomik bir enstrüman çalıyorlar, hem de tasarım olarak gün be gün göze hoş gelen ekipmanlarla sürekli güncellenen bir piyasaya sahipler. BBE firmasının ürettiği hem göze hem kulağa hoş gelen bu iki pedal da gitar dünyasının dikkat çeken modelleri arasında, gitar tonuna renk katmak isteyen müzisyenleri bekliyor.
BBE firması, gitar tonlarına meraklı, farklı ve güncel olarak sürekli kendini yenileyen gitaristlerin yakınen tanıdığı bir firma. 1985 yılında Kaliforniya'da kurulmuş olan şirket, günümüzde sadece gitar ekipmanları değil, aynı zamanda profesyonel ses sistemleri konusunda da söz sahibi bir firma. Aynı zamanda G&L gitarlarının da üreticiliğini yapan BBE, Barcus Berry tarafından kurulmuş bir firma ve ilk olarak yaylı çalgılar için ürettiği manyetikler ile müzik endüstrisinde tanınmaya başlandı. Özellikle büyük orkestralarda kullanılan Barcus Berry imzalı piezo manyetikler, caz müziğinin 1970'li yıllarda farklı ufuklara uzanmasına da yardımcı oldu. Zira nefesli partisyonları ile yaylı çalgılar artık bir arada kullanılabiliyordu. Barcus Berry'nin manyetiklerinden önce ise bu durum yaygın olarak tercih edilmiyordu. Günümüzde ise firmanın imzasını taşıyan en meşhur cihazlardan biri Sonic Maximizer. Müzik endüstrisinde mastering stüdyolarından canlı DJ performanslarına, kayıt dünyasından radyo TV yayıncılığına kadar uzanan geniş bir yelpazede kullanılabilen Maximizer, biz gitaristler için pedal formunda da emrimize amade.

Sonic Maximizer Sonic Stomp
Güzel, parlak kırmızı rengi ve oldukça basit tasarımıyla dikkat çeken Sonic Maximizer, stüdyolarda rack olarak görmeye alışık olduğumuz 482i Sonic Maximizer modeli baz alınarak üretilmiş bir pedal. Üzerinde sadece Lo Contour ve Process düğmeleri bulunan bu pedal, alışık olduğumuz gitar pedallarından farklı özelliklere sahip. Öncelikle belirtmemiz gereken, Sonic'in ne bir EQ, ne bir kompresör ne de boost pedalı olmadığı. Sonic Stomp, bütünüyle kendine has bir işlevi olan ve gitar tonuna tek bir pedalın verebileceği belki de en büyük katkıyı sağlayan bir cihaz. Peki Sonic'in işlevi nedir? Sonic Maximizer modelleri aslında faz farklılıklarından ve hoparlörlerin tiz-bas ilişkisinden kaynaklanan kayıpları minimuma indirerek kulaklarımıza dilediğimiz frekansları çok daha belirgin ve güçlü bir şekilde iletme prensibiyle çalışıyorlar. Cihazın çalışma mantığında iki kademe var. İlk etapta pedalın işlemcisi, alt frekansların gecikme zamanını (delay time) biraz daha uzun tutarak fazdan kaynaklı bozulmaların da önüne geçiyor. İkinci işlem ise alt ve üst frekansların belirgin kılınmasını sağlıyor. Böylece olması gereken temizlikte sesler, olması gereken güç ile kulaklarımıza iletiliyor. Cihaz ile ilk tanışmamız, 1972 model Fender Mustang gitarımızı, 12 inçlik hoparlöre sahip eski bir Peavey Classic 30 lambalı amplifikatör eşliğinde oldu. Oldukça güçsüz ama karakterli bir tona sahip Mustang, pedala bastığımız anda karakterini çok daha belirgin bir şekilde yansıtmaya başladı. Her iki düğme de orta poziyondayken belirgin ve detaylı bir gitar tonu elde ettik. Lo Contour düğmesini sağ tarafa doğru çevirdikçe daha etli ve sıcak bir tona kavuşurken, single manyetikleri humbucker gibi güçlü duymaya başladık. Sonic'in üzerindeki Process düğmesi ise üst frekansları şaşırtıcı bir şekilde güçlendirdi ve Classic 30 amplifikatörün önünden sanki görünmeyen bir perdeyi kaldırmışız gibi farklılık yarattı. Humbucker'lı gitarlar ile olan etkisini görmek içinse 1994 model bir Gibson Les Paul Studio Lite model ile çalışmaya başladık. Abanoz saplı ve EMG manyetikli, son derece güçlü olan bu gitar, alışık olmayan müzisyenlerin çok rahat edebildiği bir enstrüman olmamasına rağmen Sonic'in dinamik özelliği sayesinde sadece gitarın volume düğmeleri ile bile birbirinden farklı tonlar yaratmayı başardık. Sonic Maximizer, eğer sadece bir pedal alacaksanız ve alacağınız cihazdan maksimum verimi bekliyorsanız belki de ilk bakmanız gereken pedallar arasında bulunuyor. Kendisi için bir çok müzisyen gizli silah yakıştırmasını uygun buluyor. Ülkemize Senkop tarafından getirilen cihaz, 179 TL'lik bir satış fiyatına sahip.
BBE Sonic Maximizer Pedalı Teknik Özellikler:
Frekans Cevabı: Değişken Lo Contour: +12dB @ 50Hz Process: +12dB @ 10kHz Sinyal gürültü Oranı: BBE Maks 94dB – BBE Min 104dB
Maksimum Sinyal Seviyesi: +7dBu
Boosta Grande
Testimizde yer alan ikinci BBE ürünüyse sadece bir düğmeye sahip ama tasarımsal olarak son derece alımlı duran, temiz karakterli bir boost pedalı: Boosta Granda. Hakkında anlatılacak çok fazla detay bulunmayan bu pedalın en büyük özelliği, sesi bozmadan, basıldığı anda seçtiğiniz kadar yükseltmesi. Bu açıdan bakıldığında geçtiğimiz aylarda test ettiğimiz BB RC Booster modelinin direkt rakibi olarak da dikkat çekiyor. Grande, maksimum gain'deyken +20 dB'lik bir fark yaratabiliyor, üstelik bunu herhangi bir dip gürültüsüne yol açmadan ve var olan ses karakterini bozmadan yapabiliyor. Boosta Grane hakkında eleştirebileceğimiz bir nokta, cihazın sadece boost yapan bir pedala göre boyutunun büyükçe olmasıydı. Bu tasarımın yaklaşık yarısı büyüklüğünde boost pedallarını ülkemizde de bulmak mümkün. Testimiz sırasında aynı ekipmanları kullandık. Özellikle temiz ve crunch karakterli arpej veya ritm partisyonlarından sololara geçişlerde karşılaştığımız dinamizm ve çalım rahatlığı, Grande'nin boost pedalları arasında güçlü bir aday olmasını sağlıyor. Ülkemizde Senkop Müzik tarafından satılan Boosta Grande, 123 Dolar'lık bir fiyat etiketine sahip.
Thursday, 27 August 2009
Django Django Django...
Gypsy Jazz'ın yaratıcıları, üstatlar, siyah beyaz zamanların müzikal kahramanları... Django Reinhardt ve kemanda Stephan Grapelli'nin beraber çaldıkları, 1939 kayıtlı J'attendrai Swing şarkısı. Django'nun klavyeye sadece iki parmağı ile basabildiğini, diğer üç parmağının bir yangında hasar gördüğünü ve kullanamadığını da hatırlatalım. Bu akorlar, sololar sadece iki parmakla nasıl çalınır, akıl sır ermez. Django bambaşkadır.
Labels:
akustik gitar,
Django Reinhardt,
Gypsy Jazz,
Stephan Grapelli
Telecaster Senfonisi: Hellecasters-The Beak/The Claw
Telecaster fanlarının büyük ihtimalle duymuş olduklarını düşünüyorum Hellecasters grubu için. Will Ray, John Jorgenson ve Jerry Donahue'dan oluşan, enstrümantal müzik yapan bu topluluk, son derece teknik ve zor partisyonları seslendirmeleriyle ve aynı albüm içerisinde farklı tarzları çalabilmeleriyle de meşhur. Jerry Donahue ile ABD'deki NAMM Show'da tanışma imkanını da bulmuştum. Kendisi 2004 yılından beri Fender ile çalışmışyor, benim izlediğim workshop'unda Peavey Tele kullanıyordu ama tonlarının muazzam olduğunu anlatmaya gerek yok herhalde. Hellecasters'ın albümleri sırasıyla:
The return of the Hellecasters - 1993
Escape from hollywood - 1994
Hell iii new axes to grind - 1997
Essential listening vol 1 - 2002
Labels:
hellecasters,
Jerry Donahue,
John Jorgenson,
telecaster,
Vox,
Will Ray
Wednesday, 26 August 2009
3 Gitar Aynı Anda
Steve Vai'i canlı izleme fırsatını bulmuş azınlık arasındaysanız kendisinin sahne performansı konusunda fazla bir açıklama yapmaya gerek yok demektir. "G3 - Live In Denver" DVD'sinin en can alıcı bölümlerinden birisi... Dünyada bir adet üretilmiş bu enstrümanın en alt bölümünde perdesiz bir sap, en üst kısımda ise bir synth gitar bulunuyor. Vai aynı zamanda bir loop cihazı kullanarak ana melodinin de süreki tekrarını sağlıyor. Konserde Billy Sheehan bas gitar; Tony MacAlpine gitar ve tuşlu çalgılar; Jeremy Colsonon davullar ve Dave Weiner 7 telli gitarda Steve Vai'a eşlik ediyorlar.
İnceleme: Roland Micro Cube RX

Minik Ses Küpü
Küçük gitar amplifikatörlerinin tercih edilmeme sebepleri nelerdir? Ufak hoparlörlerinden çıkan cılız ve çalınması zor tonlar, yetersiz güç ve çalanı soğutacak kullanışsızlık... Roland, Micro Cube ile yakaladığı başarısını 4 hoparlörlü RX modeli ile devam ettirmeye kararlı görünüyor. Fiziksel yapısı küçücük olan Micro Cube RX'in ses kalitesi acaba tatmin edici mi?
Roland'ın Micro Cube modelleri ile 2004 yılında tanışmıştık. Küçük boyutlu gitar amplifikatörleri konusunda adeta bir devrim yaratan ve tonal başarısı ile sıkı bir hayran kitlesi edinmeyi başaran modelin ürün gamına ilerleyen yıllarda Cube 20, Cube 30 ve Cube 60 modelleri de katıldı. Modelin en büyük ağabeyi olan Cube 80 de 2009 yılı ile beraber tanıtıldı ve Cube ailesi şimdilik tamamlanmış durumda. Sound ekibi olarak bu ay test için Roland'ın Cube ailesinden en küçük üyeyi seçtik. Spesifik olarak bu model üzerinde ısrarcı olmamızın sebebi, yaz aylarının gelişi ve tatil sezonunun açılışı ile beraber taşınabilir cihazların tercih edilmeye başlanması ve piyasada küçük olmasına rağmen son tüketciyi tatmin edecek (lambalı modelleri saymazsak) kaliteli modellerin sayıca az bulunmasıydı. Peki Roland'ın Microcube RX modeli gerçekten iddia edildiği gibi bir teknoloji harikası mı, yoksa tüm bu söylentiler pazarlama departmanlarının alıştığımız sözleri mi? Bunu hep beraber göreceğiz. İlk olarak cihazın tasarım ve ergonomisini inceliyoruz...
Tasarım ve ergonomi
Micro Cube RX, tasarım olarak alıştığımız Microcube modelinden ön panelinde bulunan 4 adet 4 inçlik hoparlörü ile ayrılıyor. Hatırlayacağınız gibi modelin orijinalinde bir adet 5 inçlik hoparlör bulunuyordu. Peki 4 adet daha küçük hoparlör kullanımının ne gibi bir faydası olabilir? Bu noktada öncelikle RX'in ağırlık dezavantajından bahsetmeliyiz. Orijinal model sadece 3.3 kg'lık bir ağırlığa sahipken bu yeni modelin ağırlığı neredeyse iki katına çıkıyor: 6.4 kg. Fakat elimize geçen ise çok daha geniş bir stereo imaj ve daha dengeli bir frekans dağılımı oluyor. 6.4 kg'lık ağırlık ise taşıma konusunda bir sorun yaşatmıyor. RX modelinin değişen tek fiziksel özelliği ağırlığı da değil. Cihazın genişliği 296 mm'ye, önden arkaya derinliği 207 mm'ye ve yüksekliği de 294 mm'ye çıkmış durumda. Bu veriler ilk versiyonda sırasıyla 244, 166 ve 226 mm'ydi. Yani elimizde yaşça genç ama boyut olarak biraz daha irileşmiş bir Cube var. Güç üretimi olarak da cihazın orijinal Cube'un 2W'ına karşı 2.5W'a çıktığını görüyoruz. RX'in en büyük özelliği, pil ile de çalışabiliyor olması. Bu durum, özellikle sokak müzisyenlerini, deniz kenarında, ormanda, aklınıza gelebilecek farklı her konumda elektro gitar çalmayı arzu eden mobil müzisyenleri mutlu edecek bir özellik. Pillerin dayanma süresi ise tahmin ettiğimizden çok daha uzun. Aralıksız 20 saat açık tuttuğumuz ve gün boyunca ev ortamında komşularımızı rahatsız etmeden çalabildiğimiz cihaz, 6 adet kalem pil ile çalışıyor. Daha az efekt kullanarak sadece temiz tonlardan faydalanan müzisyenlerden aldığımız duyumlar ise günde bir saat çalımla, bir aydan daha uzun bir pil süresinin yakalanabildiği yönünde. Bu güç tüketimi bizce son derece başarılı. Micro Cube RX'in tüm kontrol birimleri cihazın üst kısmında yer alıyor. Bu durum yerden yüksekliği sadece 30 cm civarında olan bir cihaz için kolay bir kullanım anlamına geliyor. Pil haznesi arka bölümde bulunurken aynı kısımda ayak kontrolör bağlantısı ve elektrik girişi de yer alıyor.
Tonlar ve Çalım
Sırada Roland Micro Cube RX'in tonlarını öğrenmek, farklı gitar ve çalım tekniklerine nasıl bir tepki verdiğini görmek var. Ama öncelikle cihazın üst bölümünde bulunan ve farklı model amplifikatörler arasından seçim yapabilmemizi sağlayan modelleme bölümünü incelememiz gerekiyor. Roland firmasının COSM (Composite Object Sound Modeling) adını verdiği bu modelleme motoru, ilk olarak 1994 yılında VG-8 modeli gitar efekt cihazıyla piyasaya sunulmuştu. VG-8 , aynı zamanda modelleme yapabilen ilk gitar bazlı cihaz olarak da gitar dünyasında ayrı bir yere sahiptir. Gitar sektöründe yer alan modelleme teknolojisi, günümüzün bilgisayar bazlı müzik endüstrisinde gerek sanal (Amplitube, Guitar Rig gibi yazılımlarda) gerekse enstrüman (irili ufaklı bir çok amplifikatör, efektör ve hatta Line 6 Variax Serisi'nde olduğu gibi gitarların üzerlerinde bile rastlamak mümkün) bazlı olarak halen popülerliğini koruyor. COSM teknolojisi, orijinal bir ses kaynağının (mesela Roland Jazz Chorus modeli bir gitar amplifikatörünün) sinyali ilk aldığı noktadan, hoparlörlerinin titreşimine kadar geçen tüm sinyal yolunu modelliyor. Roland firmasına göre bu durum modelleme yapan diğer marka cihazlardakinden daha farklı bir teknoloji. COSM teknolojisinde amplifikatörün sesini açtıkça modellenen orijinal amplifikatördeki gibi bir natürel overdrive yaşamak ve buna bağlı olarak daha dinamik bir tonal yelpazeye sahip olmak mümkün. Bu teknolojiye sahip minik Cube RX de elinden gelenin en iyisini yapıyor ve ilk notanın vurulmasıyla beraber ciddi bir şaşkınlık yaratabiliyor. Testlerimiz sırasında bir Ibanez Joe Satriani Serisi JS 1000, bir adet Gibson Les Paul ve bir de Yamaha'nın Strat karakterli gitarlarından Pacifica 412 kullandık. Modelleme kısmının ilk seçeneği olan akustik gitar modellemesi, cihazın en az iddialı bulduğumuz seçeneği. Elektro gitar ile kullanılması durumunda mümkünse sap kısmında single manyetik tercih edilmeli. Bu seçeneğin humbucker ve köprü pozisyonundaki manyetiklere olan cevabı pek kullanışlı değil. Öte yandan JC Clean adı verilen ve aslen Roland Jazz Chorus'u modelleyen seçenek özellikle temiz tonlarda oldukça tatmin edici sonuçlar verebiliyor. Özellikle efekt olarak da chorus seçildiğinde bu cihazda neden 4 hoparlör kullanıldığı daha rahat anlaşılabiliyor. Temiz tonlar için JC Chorus seçeneği favorimizken, crunch ve kirli ama distorion kadar sert olmayan tonlar için seçtiğimiz model, Brit Combo. Aslen Vox AC30 modelinin simülasyonu olan bu seçenek, gain ve volume volume seçeneklerini ortalara kadar açtığınızda alternatif rock, grunge ve punk rock'a uygun kirli tonlar yaratabiliyor. Bu karakterin üzerine efekt biriminden phaser seçildiğinde çıkan tonların grunge akımına yakın duranlar tarafından çok beğenileceğine eminiz. Micro Cube'un distortion karakteri ise yine beklediğimizden oldukça kuvvetli çıktı ve özellikle solo partisyonlarında yarattığı çalım kolaylığı ile beğenimizi kazandı. 3 farklı distortion modellemesi içeren Cube'un en beğendiğimiz distortion seçeneği “Metal” adı verilen amplifikatör simülasyonu oldu. Gain'li, sustain'li ve küçük boyutlu cihazlarda alışık olduğumuz cızırtıyı ve güçsüzlüğü hissettirmeyen, karanlık bir distortion tonu yakalayan “Metal” seçeneği, özellikle adından da belli olduğu üzere metal ve hard rock müdavimlerini de tatmin edecek bir yapı sunuyor. Marshall amplifikatörleri modelleyen Classic seçeneğinde düşük gain'li kullanımlarda, 1970'lerin hard rock tonlarını andıran bir karakter yakalamak mümkün. Roland bu seçeneklerin yanı sıra Black Panel adı verilen Fender Twin Reverb modellemesi, R-Fier isimli Mesa modellemesi de sunuyor. Black Panel blues ve caz kullanımlarına, R-Fier ise bilindiği gibi daha sert tarzlara uygun bir yapı sunuyor. Yine de bize göre “Metal” seçeneğinin distortion tonları fazlasıyla tatmin edici. Tüm bu modellemelerin yanısıra mikrofon ile kullanım için bir seçenek de bizlere sunuluyor.

Efektler
Micro Cube RX modelinde bulunan 8 farklı amplifikatör modellemesinin yanısıra 6 da efekt yer alıyor. İlk iki efekt delay ve reverb'den oluşan ambiyans efektleri. Bu seçenek, bir tek düğme ile kontrol ediliyor ve reverb ile delay zamanlamalarını bu düğmeyi çevirerek ayarlamak mümkün. Sağa doğru çevirdikçe delay zamanları yavaşlarken, reverb kısmında bu hareket sesin daha da uzun süre reverb'e uğramasına yol açıyor. Hem reverb hem de delay efektlerini aynı anda kullanmak ise mümkün değil. Sol kısımda yer alan ve geri kalan 4 efekti üzerinde barındıran düğmeye, sırasıyla chorus, flanger, phaser ve tremolo efektleri atanmış durumda. Yine aynı mantıkla çalışan bu efekt birimleri, düğme sağa doğru çevrildikçe daha yavaş ve belirgin bir etkiye sahip oluyorlar. Bu efekt katındaki favori iki seçeneğimiz chorus ve phaser oldu. Özellikle phaser tonlarını Black Panel modelinin gain verilmiş haliyle kullandığımızda ortaya Alice in Chains ve Sound Garden vari tonlar çıktı. Bu efektlerin başarısında stereo imajın oldukça güçlü olmasının da payı büyük. Roland firması stereo imajı güçlü kılabilmek amacıyla bu küçücük cihazda çift power amp kullanıyor. Bu da cihazın hoparlörlerinin ikisine bir power amp düşmesi anlamına geliyor. Böylelikle daha geniş ve özellikle efekt kullanımında ortaya çıkan bir hacim duygusu kazanılıyor. Cube'da aynı zamanda üç bant EQ ve bir de ritm bölümü bulunuyor. Rim kısmında sadece metronom kullanımı yapılabildiği gibi, cazdan rock'a, blues'dan dans, latin ve pop müziğe kadar uzanan değişik ritmler de eşlik olarak kullanılabiliyor. Micro Cube RX'in üzerinde bir de akort cihazı yer alıyor. Böylece bu küçük cihaz, bir gitaristin ihtiyacı olan hemen her türlü aksesuarı da üzerinde barındırmış oluyor.
Sonuç
Roland Micro Cube RX, sanıldığı gibi sadece başlangıç seviyesinde olan ve muhtemelen ilk amplifikatörünü almak üzere olan son kullanıcıları değil, profesyonel ve her ortamda elektro gitar çalmak durumunda olan gitaristleri de hedefleyen bir ürün. Eski modeline kıyasla 4 hoparlörü, 8 farklı amplifikatör modellemesi ve 7 efekt birimiyle geniş bir ton yelpazesine sahip, ayrıca metronom ve akort cihazı ile de aksesuar olarak zengin bir içerik ile karşımıza çıkıyor. Tüm bu özelliklerinin ötesinde; küçük amplifikatörler segmentinde geniş ton yelpazesi ve bizlere yarattığı gerçek gitar çalım tecrübesi ile seri başı olmayı hakediyor.
İletişim ve fiyat
Zuhal Müzik tarafından ülkemize getirilen Roland Micro Cube RX, 758 TL'lik bir fiyat etiketine sahip. Amplifikatörü internet üzerinden www.muzikenstrumani.com adresinden de satın alabilirsiniz.
Labels:
amfi,
amplifikatör,
cube,
inceleme,
micro cube,
roland,
test
Saturday, 22 August 2009
Sözlerin Ötesinde
Sözlerin, cümlelerin tıkandığı terde Gilmour, Strat'ını eline alır, daha önce içimizde olduğunu bile farketmediğimiz duyguları bir anda uyandırır. Konuşarak anlatılamayacakları Gilmour'dan daha iyi özetleyen varsa bile henüz rastlanmadı gezegenimizde. Marooned'un canlı performansı, Fender Stratocaster'ın 50. Yıl Kutlamalarında...
Labels:
david gilmour,
Fender Stratocaster,
marooned,
pink floyd
Subscribe to:
Posts (Atom)
