Thursday, 8 October 2009

Rock Starlar İş Başında!





1980'ler hard rock ve hard'n heavy dünyasının tam ortasında büyüyüp de 1990'lı yıllarda rock barlarda Bon Jovi'nin şarkılarıyla dağılıp giden bir jenerasyon olarak bu habere en çok 30'lu yaşlarını yaşayanlar sevinecek: Bon Jovi, artık popçu çocuk imajından eski haline dönüyor ve beraberinde eski dostları da taşıyor. Bol gitarlı, bomba gibi nakaratlarla bezenmiş yeni Bon Jovi albümünü dinlemeye hazırız 


Daha 1991 yılı olmamıştı ve grunge devriminin gerçekleşmesine az kalmıştı. İlkokuldan ortaokula geçtiğimiz yıllardaki kimlik arayışımıza kattığımız müzikle tanışmamız için Iron Maiden, Skid Row, AC/DC, White Lion gibi grupların orijinal kasetlerine ulaşmamız gerekiyordu. Ama metalciler ve acidçiler şeklinde ayrılmış zamanının müzik dinleyen güruhunun içindeki küçük grupları keşfetmemiz de geç olmamıştı. Metalciler grubunun içinde yer alan alt kümelerden biri de rock'çılardı Kadıköy civarlarında. Metal ve türevlerinden çok, akrobatik gitaristlerin yer aldığı ve gitar sololarının ön planda olduğu grupları dinleyen, uzun saçlı, beyaz Reebok Pump ayakkabılı ve deri ceketli bu güruh, benim de dinlemekten zevk aldığım müzikleri dinliyor, aralarında bitmek tükenmek bilmeyen gitar ve gitarist sohbetlerinden bir türlü vazgeçmiyorlardı. Hard'n Heavy sözünü de ilk o sırada duymuş, bu afilli delikanlılardan birinin elime kendi kasetçalarında benim için çoğalttığı 60'lık kasedi tutuşturup “Bu gitaristi iyi dinle, bu grup Amerika'da patlamalar yapıyor” demesiyle Slippery When Wet albümüyle de tanışmıştım.  You Give Love a Bad Name, Livin' on a Prayer ve Wanted Dead or Alive gibi mega hitler, kısa sürede ezbere alınmış, Bon Jovi de elden geldikçe takip edilmeya başlanmıştı. Yıllar geçti ve 1992 yılında Keep The Fatih albümü ile biraz yumuşasa da Bon Jovi sevgimiz bir türlü bitemedi. Ama sanki son yaptıkları country ve pop kokan işlere pek ısınamamıştık. Özellikle 1990'ların ikinci yarısı ile başlayan Bon Jovi albümleri gerçek hayranları için eskilerin yerini tutmaktan uzaktı. Şimdi ise Bon Jovi hayranları için yeni bir ümit doğdu. Zira yeni albümün prodüksiyon notları elimize ulaştı ve söylenenler gerçekten eski dostların en iyi yaptıkları işe yani Rock'n Roll'a geri döndüklerini müjdeliyor.

Bon Jovi'nin gitaristi ve bir çok bestenin de ortağı olan Richie Sambora, albüm hakkındaki düşüncelerini açıklıyor: “2007 yılında Nashville'e gittiğimizde, müziğin bizi çok farklı yerlere taşıyacağının farkındaydık. Jon (Bon Jovi) da ben de Lost Highway albümü kaydetmek için elimizde bir not defteri ve bir gitarla yola çıkmıştık. Müzik bizi buldu adeta.” Lost Highway albümü gruba platin plak kazandırmış olabilir ve bu durum mali açıdan bakıldığında tam bir başarı olarak görülebilir. O zaman tutması garanti bir işe mi girişecek Bon Jovi yoksa akıllarını kurcalayan bir takım sorular var mı? Sambora bu konu hakkında; “Başarılı olduğumuz bir formülü fotokopi makinesinden çıkmış gibi taklit etmek müzikal olarak yapmak istediğimiz en son şeydi. O yüzden Jon beni arayıp 'Bestelere başlıyoruz' dediğinde ikimiz de nasıl hissettiğimizi kendimize sorduk. Rock'n Roll, bu sorgulamanın sonunda ortaya çıkan tek cevaptı.”

Beste aşamasına gelindiğinde Sambora, eşyalarını toplayıp Jon Bon Jovi'nin evine taşınmış ve bitmek tükenmek bilmeyen bir üretim süreci de başlamış. İkili kısa sürede toplam 28 şarkıyı kaba hatlarıyla bitirmiş. Sambora demo aşamasını ise “Biz demo yapmayız. İkimiz de akustik gitarlarımızı alıp eski ses kayıt cihazımızın önünde çalarız. Bir şarkının nakaratını alalım, diğerinin söz kısmının orasından keselim, üçüncü bir şarkıyla birleştirelim gibi bir çalışma yapmayız hiçbir zaman. Jon ve ben bu işi 25 yıldır yapıyoruz ve elimizde ne zaman iyi bir şarkı olduğunu da anlayabiliyoruz. Kötü bir işi cilalamakla o iş harika olmaz, bunu çok iyi biliyoruz.” diyerek özetliyor. “Jon ile bir şarkıyı grubun geri kalanına taşımamız için o şarkıyı son haline getirmemiz şart. Ondan sonrasını ise grup elemanlarının yaratıcılığıyla pekiştiriyoruz. Albüm kayıt aşaması ise bambaşka bir konu. İşin o kısmı tüm pürüzlerin ve aklımıza takılan noktaların temizlendiği bölüm. Ama oraya gelebilmek için gerçekten şarkınızdan emin olmalısınız.”

 Bon Jovi, The Circle albümünde prodüktör olarak Have A Nice Day albümünün ve Lost Highway'in de yarısının prodüktörlüğünü yapan John Shanks ile beraber çalışıyor. Sambora, geçtiğimiz yıllarda elinde hep kendi imzalı serisi Fender Stratocaster ile görmeye alıştığımız bir müzisyen. Bu albümde ise tüm alışkanlıkları kırdığını ve onlarca farklı marka ile modelde gitar kullandığını belirtiyor: “O kadar çok gitar değiştirdim ki hepsini saymam mümkün değil. Bir 1958 Gibson Explorer kullandım ki gerçekten müthiş bir gitardı. Onun dışında bir Duesenberg, P-90 mayetikli bir Les Paul JR, '59 ve '68 modeli iki farklı Les Paul, iki farklı Telecaster ve John Shanks'in Stratlar'ını da kullandım. Hepsi birbirinden harika gitarlardı.”

The Circle albümünün çıkış şarkısı olan We Weren't Born To Follow, Eylül ayının ikinci haftası itibarıyla yurtdışındaki radyolarda dönmeye başladı. Bon Jovi'nin bu şarkıyla ilgili ilginç de bir çalışması var. Grup, radyo versiyonu için Sambora'nın gitar solosunu Beatles vari bir şekilde çalma isteğini kabul etmişti. Ama şarkı radyolarda yayınlandığı anda Sambora hayranları, grubun internet sitesini elektronik posta bombardmanına tutarak gerçek bir Sambora solosu istediklerini belirtmişler. Richie ile Jon da aralarında yaptkları küçük bir toplantıda gitar fanlarının istedikleri gibi bir solonun albüm versiyonunda yer almasına karar vermişler ve Sambora alıştığımız melodik ve akıcı sololarından bir yenisini albüm versiyonuna yetiştirmiş. Peki bu dinleyicilerin yönlendirmesine açık olmak anlamına mı geliyor? “Hiç de öyle değil” diyor Sambora son olarak. “Grup müzisyeni olmanın mantığı, şarkılara en uygun şekilde çalabilmekten geçiyor. Genel olarak bu süreçten memnunum. Bazen çaldıklarınızın dinleyiciler üzerinde denenmesi işe yarayabiliyor. Neticede albüm versiyonunda çaldığım solo duyulduğunda herkesin bayılacağına eminim.”

10 Kasım 2009 tarihinde piyasaya sürülecek olan The Circle albümü bakalım gerçek Bon Jovi fanlarını yani bizleri tatmin edecek mi? Kulaklarımız cayır cayır gitarların olduğu ve prodüktörlerin korkmadan rock'n roll ruhunu yansıtabildiği albümlere hasret kaldı. Bekliyoruz.





Slash, Dave Grohl ve Duff McKagan aynı stüdyoda





Slash, uzun zamandır üzerinde çalıştığı solo albümünün kayıtlarına nihayet başladı. Albümün kayıt aşamasında Dave Grohl'den Iggy Pop'a uzanan geniş bir yıldızlar topluluğu ünlü gitariste destek veriyor. Albümde yer alacak enstrümantal parçalardan birisi için davulda Nirvana'nın davulcusu, Foo fighters'ın kurucu, gitarist, vokalist ve bestecisi Dave Grohl ile bas gitarda Guns'n Roses zamanlarından takım arkadaşı Duff McKagan ile beraber çalışan Slash, bu şarkının kayıtları için “Davulda Dave, basta Duff ile müthiş bir kayıt gerçekleştirdik” diyor blogunda. “Çok sert ve güçlü bir parça çıkarttık. Bu şarkıyı enstrümantal olarak düzenledik.” Son yıllarda Velvet Revolver grubunda çalan Slash, Revolver'ın solistinin ayrılması ile duraklama dönemine girdikleri bugünlerde tüm konsantrasyonunu solo çalışmasına vermiş durumda. 1980'lerin sonundan başlayan Guns'N Roses macerasını 90'lı yılların efsanevi albümleri Use your Illusion I ve II ile taçlandıran ve gitarist olarak tüm dünyada en büyük hayran topluluklarından birisine sahip Slash, solo çalışmasında mikrofonu Fergie, Ozzy Osbourne, Chris Cornell ve Iggy Pop'a teslim ediyor. Red Hot Chili Peppers’dan Flea bas gitar kayıtlarında, Guns N’ Roses’dan diğer bir takım arkadaşı gitarist  Steven Adler gitar partisyonlarında ve davul virtüözü Josh Freese de davul kayıtlarında Slash'e destek olacaklarını açıkladılar. Tüm bu isimleri görüp gitarda da Slash olduğunu bilmek, şimdiden sabırsızlıkla beklememize yol açıyor. Umarız Slash, Guns'N Roses günlerindeki performanslarını yakalayan bir albüm ile karşılar bizleri.

Wednesday, 23 September 2009

MySpace Yasağını Protesto Ediyoruz!










KISIN SESİNİ ŞU MÜZİĞİN! 
Müzikle yaşayan, müzikle nefes alan bir kişi olarak şahsen müzik çalan bir yerde duymaktan en rahatsız olduğum cümlelerden birisidir “Müziğin sesini kısın” cümlesi. Dinlenmek, paylaşmak, duygu, düşünce ve hayata bakışın ortak bir şekilde özümsenmesi için yaratılmış bir sanatın kısılması, gereksiz görülmesi, sanatçıların ve
müzisyenlerin hor görülüp yok sayılmaları anlamına gelir benim için. Çalıştığım, bulunduğum ve sevdiğim her yerde müzik mutlaka vardır, kimseyi rahatsız etmeden, bulunduğu ortama enerji, mutluluk ve duygu katacak şekilde... Ama gelin görün ki Eylül ayının ikinci haftasının sonlarına doğruydu ülkemizde bağımsız müzik, paylaşımcı müzik, özgür ve yepyeni müzik bir anda sonuna kadar kısıldı. Evet MySpace ve LastFm sitelerinin mahkeme emriyle kapatılması rezaletinden bahsediyoruz.  Hayatını müzikten kazanarak yaşama gayretinde olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kimin hakkının kimden korunduğunu anlayamadığımız bir yasak olarak karşımıza çıkan bu site kapatma kararının, arka planında yaşananların ne olduğunu müzik endüstrisinin çirkin çarklarının içinde yaşamak zorunda olanlar bilebilir belki. Ama müzik dinlemek, müzik üretmek, özgürce paylaşmak ve sesini dünyaya duyurmak gayretindeki insanları aydınlatmak da görevimizdir. Öncelikle hepimizin bildiği gibi MySpace ve Last FM, yasal olarak müzisyenlerin onay verdiği ve çoğunlukla kendilerinin yönettiği bir müzik dinleme portalıdır. Şimdi ülkemizde müzisyenlerin üzerinden para kazanabilmek için ne yapmak gerekli? Çeşitli büyük firmaların son birkaç yılda ortaya çıkartmış olduğu portallara parayla üye olup müziği yasal olarak indirmek lazım. MySpace, aslında pazarlama olarak tam bir cinlik örneği. Müziği siz müzik sahibi izin vermedikçe indiremezsiniz ama hızlı bağlantınız sayesinde indirmiş gibi dinleyebilirsiniz. Böylece ne olur? Çeşitli sitelere para vermeden müzik dinlemenizi illegal yollara başvurmadan da gerçekleştirebilirsiniz. Ayrıca yurt dışında yapılan yeni eserleri günlük olarak takip edebilir, albümü bile çıkmamış sanatçılarla dost olup onların tanınmasına yardımcı olabilirsiniz, hatta onlar da size yardımcı olabilirler. Böyle bir durum için geçtiğimiz ay dergimizin sayfalarında tanıttığımız Run the Red Light grubunu örnek göstermek mümkün. Öte  yandan kayıtlarını bitirmiş olduğumuz, dergimizin diğer editörü Aydilge'nin albümünün masteringleri için de MySpace'ten tanıştığımız Capitol Records'da çalışan Evren Göknar ile profesyonel anlamda iş yaptığımızın da altını çizmek isterim. MySpace'i yasaklamak, adı sanı çok belli olan bir statükocu zihniyetin ceplerini doldurup doldurup taşırmasını sağlamak için yapılmış bir yoldur. Buna suskun kalan müzisyenin, hakkını savunmayan müzik severinse yasaklarla yaşamaya devam etmesi normaldir. Bu yüzyılda müzik dinlemek kimseye sormadan ve danışmadan yapabileceğimiz son özgürlüklerimizden birisidir. İnternetin bu kadar gelişmesinin sebeplerinden birisi de müziğin bağlayıcı ve paylaşımcı ruhu yüzündendir. Bunu bile çirkinleştirip, statükocu ve yasakçı zihniyetle birleştirip bir de üstüne telif haklarını koruduğundan ket vuranlara ise daha yaratıcı ve yasağı desteklemeyen, müziğin özünde olan özgürlüğü ön plana çıkartan yollara başvurmalarını teklif ediyoruz. Alternatif yollar mı istersiniz? Mü-Yap'a üye olan ve sayıları toplamda iki elin parmakları kadar olan plak şirketlerinin yönetim kadrolarıyla yapılacak bir toplantı sonrası, plak şirketlerinin bağlı tuttuğu sanatçıların MySpace sayfaları kendi rızalarıyla deaktif hale getirilebilir. MySpace ve Last FM siteleri telif konusunda anlaşma imzalayana kadar ülkemizde albümü bulunan hiçbir sanatçının sitesinden müzik dinlenmez, öte yandan bağımsız ve sesini kendi imkanlarıyla duyurmak isteyen müzisyenin emeklerine ve söz hakkına ise karışılmamış olur. İşin bir diğer hukuken yanlış bölümü ise Last FM sitesine para vererek üyelik hakkı almış müşterilerin hakları. Ama bu gibi “detay”ları maalesef düşünmek işimize gelmiyor. Telif haklarını koruma adı altında özgür, bağımsız ve yeni müziği engelliyoruz. KISIN ŞU MÜZİĞİN SESİNİ demekten müzik endüstrisini koruma çerçevesi altında bile olsa sıkılmıyoruz. Ama artık buraya kadar. MySpace ve Last FM siteleri açılana kadar sayfalarımızda bu konuya yer vermeye devam edeceğiz. Sonuna kadar AÇIN ŞU MÜZİĞİN SESİNİ diye bağıracağız. (23 Eylül 2009 tarihi itibarıyla MySpace ve Last FM siteleri hala kapalıydı. Mü-Yap başkanı Bülent Forta, telif hakları konusunun çözülmesi durumunda yasakların kalkacağını ve kendisinin de yasağı desteklemediğini belirtti. Yasağı desteklemeyenlerin yasak koymamasını, alternatif ve barışçıl yöntemlere başvurmalarını diliyoruz.)

Monday, 14 September 2009

Sanal Gitar Kahramanları Ekran Başına



Guitar Hero 5 tüm dünyada salgın haline geliyor 
Daha önceki müzik ve gitar simülasyonlarını oynamış ve bu hastalığa kapıldıysanız yeni ilacınız 1 Eylül itibarıyla raflardaki yerini almış durumda. Guitar Hero 5, tüm dünyadaki gitar fanatizmini doruk noktalarına çıkartarak ekranlarımızdan bizi selamlıyor. Yeni oyunda bir çok farklı şarkının yanı sıra enstrümanlar, sanatçılar ve gruplar da oldukça geniş bir yelpazede sunuluyor. 3 Doors Down, Nirvana, Santana, Blink 182, Blur ve daha onlarcası çalmamız için bizi bekliyor. PS 3, XBox 360, Wii'den oluşan yeni nesil konsolların internet ağı ile olan ilişkisini de verimli kullanmayı planlayan beşinci oyun, indirilebilir içeriği ile de ömrünü uzatmayı planlıyor. Internet üzerinden dünyanın dört bir yanındaki gitarist adayları ile kapışabileceğiniz oyuna bizim tavsiyemiz çok fazla takılmamanız. Zira gerçek gitarınız, kenara atılmaya gelmez, sürekli ilgi ve çalışma ister. İyi oyunlar.

Tuesday, 8 September 2009

Çift Gitarı Uyumlu Kullanabilmek



Ülkemizde bir çok sanatçı ve grupta sahne çift gitarlı bir dağılım görüyoruz. Ama maalesef ben iki gitaristin birbiriyle uyumlu çalabildiği ve birbirini kapatmaktan çok tamamlayan bir sahne aranjesini ülkemiz sanatçılarında pek az gözlemleyebildim. Özellikle genç rock gruplarında sıkça görülen bu sorun, her iki gitarın da biraz kafalarına göre çalmalarından ve sahne aranjesi mantığının ülkemizde oturmamış olmasından kaynaklanıyor. İleriki yazılardan birinde iki gitar aranjelerinin nasıl yapılabileceğini burada tartışacağım. Ama bunu canlı performansta nasıl mükemmele yakın kullanıyorlar görmek için izlenmesi gereken bir video olduğunu düşünüyorum. Alanis Morissette Nulles Part Ailleurs, 1995 konseri. Gitarlarda: Nick Lashley (Stratocaster çalıyor), Jesse Tobias (1965 Fender Mustang çalıyor-ki hastasıyız gitarının ve kendisinin), basta Chris Chaney (bir pop rock grubunda duyduğum en groove bas partisyonlarını çalıyor Chris), davulda ise ileriki yıllarda Foo Fighters'ın davulcusu olan Taylor Hawkins yer alıyor. Müthiş bir performans demek lazım kısaca...

Alternatif Gitar Kayıt Teknikleri Bölüm 1




Müzik endüstrisinin ciddi bir krizin tam ortasında bulunması, en çok biz müzisyenlerin üretim sürecini etkiliyor. Albüm yapmak için gerekli bütçelerin iyiden iyiye düşmesi hatta artık tamamen kesilmiş olması, yapım şirketlerinin sanatçılardan hazır albüm getirmeleri beklentisini de doğuruyor. Peki albüm kaydetmek için gerekli bütçenin bir kısmına sahipsek, bazı kayıtları stüdyo kiralarından kurtularak yapmamız gerekiyorsa? Albüm kayıtlarında kullanabileceğiniz gitar tonlarınızı, evinizdeki sisteminizde yaratabilmenin yollarını araştırdık.

Eğer siz de albüm kayıtlarına hazırlanan ama plak şirketlerinin “Bize hazır albüm getirmeniz lazım!” sözlerini işitmiş müzisyenler güruhundansanız, çok doğru bir yerdesiniz. Diyelim ki sanatçı veya müzik grubu olarak albümün maliyetinin tamamını (ki bu maliyetlere miks ve mastering hizmetleri de dahil oluyor) karşılamamızın imkanı yok. Stüdyo kirası, varsa aranjör maliyeti, solo çalışıyorsak müzisyenlerin ödemeleri derken, iş içinden çıkılamaz bir hale gelebiliyor. Ama hemen ümitsizliğe kapılmayalım. Davul ve vokal kayıtları dışında hemen her türlü kaydımızı alternatif yöntemlerle albüm kalitesine yaklaştırabileceğiniz bu yöntemlerle stüdyo saatlerinizi kısaltabilir, gitar sound'larınızı olduğundan çok daha pahalı duyurabilir, en önemlisi de evinizden çıkmadan işlerinizin büyük bir kısmını halledebilirsiniz. Bu makalemizde anlatacaklarımız alıştığımız ve ileriki sayılarımızda detaylı şekilde inceleyeceğimiz gitar mikrofonlama tekniklerinden tamamen bağımsız, mikrofonsuz gitar kaydetme yöntemleri olarak da özetlenebilir.

Ekipmanlar
Hemen hatırlatalım, birazdan detaylı olarak göreceğiniz tüm yöntemlerin işe yaraması için bir takım olmazsa olmaz ortak ekipmana ihtiyacımız var. Öncelikle ayarları ve bakımları yapılmış iyi bir gitar, tercihan lambalı bir amplifikatör, kaliteli bir akort cihazı, üst kalitede kablolar, kaliteli bir mikrofon preamp'i, yine üst sınıf bir AD konvertör ve gelişmiş özelliklere sahip bir bilgisayar ile son güncellemeleri yapılmış, kullanımına alışkın olduğumuz, sorunsuz bir DAW ilk akla gelenler. Zamandan tasarruf etmek ve stresten uzak durmak için kayıtlara hazır olmamız, şarkı trafiklerine hakim, istediğimiz tonları kafamızda netleştirmiş olmamız da artı bir puan olarak hanemize yazılacaktır. Deneme yanılma yolu hem çok vakit harcamamıza hem de kafamızın karışmasına sebep olacaktır. Eğer son kontroller de yapıldıysa şimdi kayıt zamanı...

Kayıtlar ve Teknikler
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi albüm maliyetlerini elimizden geldiğince düşürmek ama kaliteden olabildiğince ödün vermeden bu işlemi gerçekleştirmek ana fikrimiz. Direkt olarak bilgisayarımızda yapacağımız kayıtlar için kaliteli preamp'lere sahip bir ses kartımız, hatta mümkünse enstrüman girişine sahip kaliteli bir mikrofon preamp'imizin olması büyük fayda sağlayacaktır. Araştırmamızda reamping tekniği, yazılımlar, amplifikatör simülatörü içeren prosesörler, DI Box kullanımı, isolation box kayıtları ve lambalı amplifikatörümüzle hoparlör simülatörü kullanma tekniklerini inceleyeceğiz. Alternatif olarak USB kullanarak gitar kaydetmenin yöntemlerine de değineceğiz.

Yazılımlar
Teknolojinin ve bilgisayar işlemcilerinin gelişmesi, gitar endüstrisinin bilgisayarlarla gittikçe daha da iç içe girmesine yol açtı. Bundan 5 yıl önce oldukça ilkel örneklerini gördüğümüz amplifikatör simülasyon programları, şimdi artık neredeyse gerçeğinden ayırt edilemeyecek ton karakterleri sunmaya başladılar. Piyasada en çok tutulan yazılımlar arasında bulunan IK Multimedia Amplitube, Native Instruments Guitar Rig ve Protools altında çalışan Eleven gibi markaların yanı sıra, ülkemizde çok bilinmeyen ama üstün örnekleme kabiliyetleri ile gitaristlerin saygısını kazanmış Softube gibi firmaların ürettikleri çeşitli yazılımlar da oldukça geniş imkanlar sağlıyorlar. Softube firmasının AmpRoom yazılımı, şiddetle önereceğimiz, vintage tonlara düşkün kullanıcıların keşfetmekten sıkılmayacakları bir ampli simülasyon yazılımı. VST/AU/RTAS/TDM ve VENUE formatlarını destekleyen yazılım www.softube.se adresinden satın alınabiliyor.
Peki yazılımları yardımıyla kayıt işlemini nasıl yapmalıyız? İşin püf noktası, sinyalin olabildiğince temiz bir şekilde bilgisayar ortamına aktarılmasında yatıyor. Bunun için de enstrümanımızı bağlayacağımız preamp'in (ses kartımızın üzerinde bulunan veya ekstra olarak satın aldığımız cihazın) iyi niteliklerde bir cihaz olması şart. Hangi preamp modellerinin üst seviye cihazlar olduğunu ve hangilerinin ülkemizde satıldığını ilk iki sayımızdaki butik preamp dosyamızdan öğrenebilirsiniz. Kayıt halkamızın ikinci ayağında analog gitar sinyalimizin dijital bilgisayar ortamına mümkün olan en kayıpsız şekilde iletilebilmesi için gereken AD konvertör yer alıyor. Ülkemizde en çok tutulan iki marka Apogee ve Lynx ürünleri, öte yandan biz dergimizde kurduğumuz sistemde yurt dışından satın aldığımız ve önümüzdeki aylarda satışına başlanacak Mytek AD konvertörü tercih ettik. Gitardan gelen sinyali mikrofon preamp'inin Hi-Z enstrüman girişine bağladıktan sonra konvertörden geçerek bilgisayardaki DAW'a sorunsuzca geldiğini görmemiz gerekiyor. Şimdi duyduğumuz, gitarımızın karakterinin yanı sıra seçtiğimiz preamp ve konvertörün de renklendirdiği bir gitar sesi. Çıplak gitar tonunu duyduğumuz kanalın insert'ünde açacağımız yazılım, bize kayıtta duyacağımız işlenmemiş gitar tonunu verecektir. Bu sistemin en büyük artısı, miks içinde tonlarımızın nasıl yer alacağını ortalama bir şekilde tahmin edebilmemizdir. Unutmadan hatırlatalım, kayıtları mümkün olduğunca reverb ve delay'siz almaya gayret etmek gerekiyor. Reverb ve delay karakterlerini miks sırasında seçmek çok daha geniş spektrumlara olanak verecektir. Öte yandan delay'li kaydedilmiş bir gitarın en küçük bir zaman hatasında geri dönüş olmayacaktır. Yazılım kullanarak kaydedilmiş gitarlarda eğitimli kulakların algılayabileceği bir takım eksiklikler olabiliyor. Özellikle de drive'lı tonlarda mikrofonlanmış amplifikatörlerin genişliğini ve sıcaklığını yakalamak şimdilik biraz zor görünüyor. Ama yine de yazılım kullanmak, gitar bazlı bir albüm yapılmayacaksa bize göre yeterli performansı verebilecek bir teknik. Dijital bir işlemden geçtiği için kayıtlarımızın genellikle miks aşamasında 2.5-3.5kHz aralığının dikkatli işlenmesi gerekiyor. Şimdilik bu kadar... Yazının ikinci bölümünde daha detaylı kayıt tekniklerinden ve bahsedeceğiz. Görüşmek üzere.

Saturday, 5 September 2009

Paul Gilbert Delay Efektleri



Mr Big zamanlarından kalma hayranlığımız hiç bitmez Paulo Gilberto'ya. Burada çılgın bir delay efektiyle yapılabilecekleri gösteriyor. Çaldığı gitar, Ibanez'in SG modeli.